24 Ağustos 2008 Pazar

.........ŞAFAK 81..........





Artık günler zor geçiyor bugün itibarı ile plaka saymaya başladım bizde arkadaşlar olarak vakit geçirmek adına asker tabiri ile şafak attırmak için arada bi böle partiler veriyoruz Antepli çavuş'ta çiğköfte işinde baya iyidir. resimlerdeki arkadaşlardan bazıları terhisini aldılar.O günkü partide atletli olan saygıdeğer bölük çavuşumuz ZİNG içindi...
Şafak attırmak adına daha neler yapabilriz acaba...
Önerilerinizi sabırsızlıkla bekliyorum...... ........ .....?????

SEVGİ NEYDİ?
Hayatta tüm değerlerimizi yitirdiğimiz anda bize dokunuveren sihirli bir güçmüydü sevgi?
Kapımıza bırakılmış göndereni bilinmeyen bir hediye paketi mi?
Gece düşlerimize karışan mucizevi gülüşlerimizin rengimiydi acaba sevgi?
SEVGİ NEYDİ?
Önce tuttuğumuzu zannettiğimiz ve sonra bir serçe gibi kaçıp giden ürkek yarınlarımız mıydı?
Bir yudum suyun içinde gizlenmiş yedi rengi miydi gökkuşağının?
Sahi sevginin rengi neydi?
Kırmızı,mor,mavi,sarı yada beyaz ne farkederki?
Sevgi,aynı şarkının notalarına eşlik edebilmek miydi yada hiç söylenmemiş şarkıları gülümseyerek yazabilmek mi?
Hiç duyulmamış ritimlerde dans edebilmek mi?
Unutmuşum sevginin teni nasıl kokardı?
Ağlayınca gözyaşlarını bulutlara gizlemekmiydi yoksa gözyaşını kurutsun diye bir tutam güneşmi kiralamaktı sevgi?
Bir bebeğin ılık teninde bir çocuğun masum yüzünde o en anlamlı duyguyu,şefkati yaşamakmıydı?
Çok uzun yıllar geçmiş sevginin tadını damağıma koymayalı!
Hazinemde ne bulup çıkarsam "sevgi" gibi kokmuyor
Sanırım en sonunda anladım "sevgi"nin ne olduğunu
Sevgi "SEN" demekti
Sevgi yalnızlığımın şerefine kadeh kaldırırken "SEN"i hissedebilmekti ,yalnız olmadığımı anlamaktı aslında
Sevgi ölene dek "SENİ SEVİYORUM" diyebilmekti
Sevgi son nefeste de olsa "SENİ ÇOK SEVDİM" diyerek ve hayata gülümseyerek veda edebilmekti..........

AŞŞŞŞŞKKKKKK.......??????


Neden aşkı arıyoruz?Günün birinde ansızın bizi bulacağını bile bile...Bizi karanlık, sisli bir yola sürüklemiyor mu?Ne olduğumuzu unutturmuyor mu bize?Neden sevgi sözcüklerini tüketiyoruz?Gerçekten gerekli midir sevgi sözcükleri?Yalanları örtmek için değil midir onlar?Yaşanamaz mı aşk onlar olmadan?Neden gidilir bir kişinin peşinden?Neden sevgi sözcükleri tüketilir onun için?Onun kendisini sevmediğini anlamaz mı insan?Anlarda aşk denen şeyi yaşamak mı ister?Acı çekeceğini bile bile...Neden birilerinin ansızın gelip de,Seni seviyorum demesini bekliyoruz?Neden sevilmek ister insan?Kendisine saygı duyulması gerekirken...Neden yalan aşklar peşinde koşar?Neden aşık olmak istiyoruz da,Sonra da ölümü arzuluyoruz?Geceleri neden aşkı düşünür de uyuyamaz insan?Neden bu bekleyiş?Söyleyebilir misin bana ey aşk... Neden sen varsın?Neden?Neden?Sebebsiz?

6 Ocak 2008 Pazar


Sagopa'yla ilgili bişeyler yazıyım die başladım sonu gelmicek bu yazıya ama onu anlatarak aslında hiç bişi anlatmamış olurum onu anlamak için gidersiniz bi D&R mağazasına orjinal cd sini alır ve dinlersiniz bu kadar basit.....
Yine gece oldu, yine bir gun bitti ve ben yine kendimle başbaşa kaldim. Bir maskem var benim. Sabahlari onsuz evden cikmadigim, geceleri yatagimda başbaşa kalana kadar cikarmadigim bir maskem var. Adi mi ne? Adi : MUTLULUK! Taktigimda kahkalara boguldugum, tadindan gozlerimin doldugu, sesinden huzur buldugum bir maskem var. Gun geceye dondu yine. Karanlik coktu buralara, sessizlik hakim oldu sokaklara ve ben teslim oldum sana.
Soyutu dişladim, somutu yakaladim. Soyuta tutkun kaldim, somuta agladim. Sahi, soyutmuydun sen somutmuydun? Hoş! Ben soyuta tutkunken sende bunu bilirken somut olmani nasil beklerim? Soyuta tutkun oldugumu bilir, somut olmak istemezsin ki sen... Gitmek icin mi gelmiştin, kalmak icin mi? Ömürlük mu sevmiştin, mevsimlik mi? Baharim olup actiracakmiydin gonul bahcemdeki gulleri, sonum olup solduracakmiydin? Canim olup huzur mu bulcaktin ruhumda, kanim olup durmayacakmiydin bedenimde? Vakit gece... Her yer karanlik... Kokun sinmiş koğuşa... Saat her şey icin gec kalindigini soyluyor bana... Maskemi cikartmak vakti şimdi. Adi "mutluluk" olan maskemden soyunup, sahte tebessumlerden soyutlanip acilara bogulma, gerceklerle yuzleşme vakti. Hüzün! Hadi cal kapimi! Her gece oldugu gibi bu gecede hazirim acilara... Beni maskem olmadan taniyan bilen tek şey yastigim sanirim. Insanlarin zihinlerinde yarattigi "ßen"i degil gercek "ßen"i goren tek şey yastigim. Ahhh ne cok hüznü paylaştik biz onunla... Sevinclerimi maskemle, huzunlerimi yastigimla paylaştim. Senli anlarima maskem şahit oldu, sensiz anlarima yastigim... Fazla yormamali kendimi... Maskemi fazla yipratmamali... Yarin yeniden gun dogacak ve ben dogan guneşe ragmen yine karanlikta kalacagim. Bana yoldaşlik eden tek şey ise maskem olacak. Ona sahip cikmali, korumaliyim. Bir gecenin daha katili oldum şimdi. Acilarimi her gece oldugu gibi bu gecede yastigima gomdum. şimdi meleklerin korumasi altinda guzel ruyalar gorme zamani... Dogacak olan her gune benden ve maskemden buyuk bir mutlulukla " Merhaba! "

16 Aralık 2007 Pazar

Bilir misiniz yalnızlık nasıl acı verir insana? Soğuk bir oda da tek başına uyumak nasıl acıtır yüreğinizi…Yalnızlık çoğuna göre basit bir kelimeden ibarettir. Ama hiç düşündünüz mü sadece istediğinizde değil her zaman yalnız olsaydınız;yaşamınızın nasıl olacağını. Yalnızlık bir annenin karanlık gecelerde,okuyan çocuğunu düşünerek sabahlamasıdır. Yalnızlık bir askeri bekleyen genç kızın uyumadan önceki duasıdır. Yalnızlık dertlerini boş duvarlara anlattığında onların sana cevap vermesini istercesine boş boş duvarlara bakmandır. Yalnızlık eve döndüğünde sevdiğin kişinin cansız bedeniyle karşılaşmandır. Ölümdür yalnızlık;soğuktur... Ateş gibi yanan kalbinle sevdiğinin sana gelmesini beklemektir yalnızlık. Üşümektir onsuz boş yatakta,ağlamaktır. Özlemektir yalnızlık;hasretle beklemek.‘Yalnızlık’ sadece bir kelime değil;bir yaşamdır. Umutla beklemek, gözyaşlarını tutamamaktır...
Kopkoyu bir yalnızlık demledim kendime. Yanında ne kızarmış ekmek kokusu, ne de annemin yağlı, reçelli ekmekleri... Kopkoyu, bir yalnızlık demledim kendime... Önce bir eşik yaptım, en soğuk mermerden. Yetmedi... Ardından bir sıra duvar ...
Umudum kalmadı hiç.Düşündükçe dahada kesinleşti tüm duygularım.Herşey ne kadar iyi başlasada sonu hep gelir,gelen son başlangıç gibi(güzel) olmaz.Her son acı,her başlangıç sonu beklemektir.Ne kadar uğraşırsan ugraş(fedakâr ol,umursamaz ol),herkes gibi sende tadarsın o duyguyu..İnancın körelir git gide..
“Neden hep ben?!” dersin kendine ama bi cevap bulamazsın.Buldugun cevaplar ise seni tatmin etmez yada kendini kandırmaya başlarsın.Pencereden dışarıyı izler o insanların mutlulugunu görür ve kendine tekrar sorarsın“Ben neden mutlu degilim?” diye..Cevabı Çevrendeki insanlardır..Bu cevap sana acı ve karanlığı beraberinde getirir.Cünkü onlardan destek beklersin,yanında istersin..Ama yoklardır.Hani ruhun varlıgına inanırsın ama etrafa bakınca göremezsin ya onun gibi.Herkes seninledir fakat etrafına bakınca göremezsin..İşte o zaman daha çok acı cekersin.Dahada fazla düşünmeye başlarsın herseyi..Birşeyler yapmak istersin ama yapacak gücün yoktur.Çevrendekilerin birer yalandan ibaret olduğuna inanırsın.Git gide dahada çoğalır düşünceler ve karanlıkta kaybolmaya başlarsın..
İlerledikce dahada yalnız kalırsın..Duyguların körelir bir bir..inancın güvencin kalmaz hiçbirşeye..Ve sonunda Gerçekten yalnız kalırsın..

24 Kasım 2007 Cumartesi



saat 04.00

hadi kalk!

Nöbetin var.

Her zamanki gibi isyan ederek terk ediyorum sıcacık yatağı...

Dışarı çıktığımda eser kalmamış önceki günden

Bembeyaz bir Doğubayazıt var karşımda...

Aslında geç bile kalmıştı

Bizim içn bi anlamda kurtarıcı rolünü üstleniyordu karlı Doğubayazıt.

Karlı bi ortam eğitim ve spora elverişsiz bir ortam demekti.

Ancak zorluk yaşattığı anlarda olmuyo değil...

hayat devam ediyor.

İçimdeki karanlığın tam tersine BEMBEYAZ.........


Sabah ictimalarında pek koymuyor sensizlik ama öğlene doğru hissettiriyor kendini yalnızlık...
Ve akşam yat saatine yaklaşınca vuruyor üstüme üstüme bir hüzün dalgası
Yavaş yavaş anlıyorumki sensizlik değildi sevdiğim o yalnızlık
Yaklaşıyor nöbet saati,sevindiriyor en azından 2 saat seni düşünebilmenin hayali
vakit akıyor
Ağrı dağının zirvesinde gösteriyor kendini herzaman içime mutluluk hissi veren ancak sensizken hiçbirşey ifade etmeyen güneş
Yeni bir gün başlıyor
SENSİZ
YALNIZ
VE
MUTSUZ
(Ama hala umudum var)

28 Ekim 2007 Pazar

DOĞUNUN PARİS'İ

Bura için doğunun Paris'i diolar ama yok öle bişi....
İlk günler her sabah kalktığında karşında 100 ytl'nin arkasındaki isahakpaşa sarayını
solunda Nuh'un gemisini park ettiği Ağrı dağını görmek güzel bişi gibi gelio ama oda sonradan çok sıkıcı olmaya başlıyo
her gün galatayı,çamlıcayı,pierre lotiyi,sultanahmedi görsem sıkılmam söz konusu bile olmaz ancak sadece internetteki cansız suretleriyle yetinmek zorundayız...
Bide insanlarıda özledim burada devleti dolandıran, 18'i geldiğinde dağa çıkıp teröre yardımcı olmaktan başka bi iş yapan insan yok
neyse bu kadar sıkıntının içindede olsa vatana hizmet etmekten dolayı gurur duyuyorum
saygılarımla;
Tank.Er
Selman KOÇAK
Onbaşı olmam yakındır...

13 Ağustos 2007 Pazartesi

Elveda İSTANBUL...
Elveda dert ortağım...
elveda hayatımın anlamı...
elveda AŞKIM...
Senzizliğin özlemi senden zorunlu bir şekilde ayrılınca anlaşılıyo galiba,belki de hiç özlemicem seni ama senin topraklarında yaşayan o sevgiliyi;
onu unutabilecekmi bu yıllanmış hasarlı gönül
Ona diyebilecekmiyim belki de seni hiç özlemicem diye,hiç zannetmiyorum
Gidiyorum keşkelerimi arkamda bırakarak

Geldiğimde bıraktığım şekilde bulmak dileğiyle;
ELVEDA

2 Ağustos 2007 Perşembe

Bir Bahar Akşamı

Acaba çıkarmıydı karşımıza bir gün o hayalini kurarken bile bizi heyecanlandıran,içimizi okşayan şey...
Bugüne kadar zaten onun heyecanıyla yaşamadık mı?
Bir bahar akşamı rastlarmıydık acaba ve rastladığımızda telaşlandıracak kadar etkiliyebilirmiydik karşımızdakini.
İçimizde uyanan bu küllenmiş arzuyu ona yansıtabilecekmiydik acaba...
Onun da bugüne kadar aradığı böylesine kudretli bir arzumuydu?
Acaba ne yanıt alırdık boynumuz bükük şekilde sorduğumuz o soruya;
DAHA ÖNCELERİ NEREDEYDİNİZ????

Sevda Sokağı-1

İstanbul o sabaha karla uyanıyordu.Terkedilmişcesine boştu sokaklar hemen köşe başında bulunan elektrik direğinin üstüne yuva yapmış kuşların bile sesleri gelmiyordu.Fikret için güzel bi gün olacağı belliydi.Çünkü Fikret böyle havaları çok severdi.İstanbul'u böyle görmeye bayılırdı belki de bu sessizlikte İstanbul'la dertleşmenin tadı da ayrıydı.Fikret bir fincan çay aldıktan sonra odasına çekilip pencere kenarına geçerek beyaz bir perdenin altına gizlenmiş sokağı izler.Birden karşıdaki binanın penceresine dikildi gözleri Zeynep hala uyuyordu şaşırılcak bi durum değildi aslında çünkü Zeynep küçüklüğünden beri erken kalkmayı hiç sevmezdi ve Emine teyze de onu kaldırmaya kıyamazdı.Fikret aslında o gün Ahmet'le birlikte dışarı çıkıp biraz dolaşmayı düşünüyodu ancak malum hava planları iptal etmişti.Fikret üstünü giyip hemen aşağı indi.Binalarının altında bulunan bakkalın köşesindeki merdivene oturmak sokaktaki gençlerin eğlencesiydi adeta her akşam sokaktaki gençler orda buluşur sohbet ederler ayrıca sigara alışkanlığı olan ve evinde içemeyen gençlerin durak yeriydi.Fikret'inde liseye başlama yılından kalma bir sigara alışkanlığı vardı ama tek alışkanlığı sigara değildi.Çocukluğundan beri bağımlılık haline getirdiği bir alışkanlığı vardı;Zeynep...

31 Temmuz 2007 Salı

Sevda Sokağı


Gidiyorsun öylemi...?
Kısık bir sesle evet diyebildi adam.Yağan yağmura aldırmadan uzun uzun baktı kadının gözlerine ve yıllarca içinde biriktirdiği herşeyin resmiyete döküldüğü okul yıllarından kalma defterin kareli satırlarına yazılmış mektubu verdi...
Ve ardına bakmadan gitti...


Sevda Sokağı...

Yazı Dizisi Tadında Hayali Bir Aşk Hikayesi...

( Yapım ve onarım çalışmalarımız devam etmektedir...)

BLoGHaNe & MiniMaLiTe ( blogbiraderler gururla sunar :)

30 Temmuz 2007 Pazartesi

AYRILIK

Bloghane gider de ben dururmuyum!
Bende cumartesi akşamı apar topar iki günlük bi tatile çıktım...
Bloghane Saroz'daydı ben ise tam kuzeyinde Kıyıköy'deydim.Aslında güzel bi yer ama daha üç beş senedir keşfedilmiş tam tatil mekanı haline geçmeye çalışan bi yer.
Denizi ise çok eğlenceliydi.Karadeniz'in her zamanki hırçınlığı üstündeydi yani...
Pazar sabahı erkenden kalkıp kırklareli şehir merkezinde askerlik yapan arkadaşım aynı zamanda süt kardeşimin yanına gittik.
Onunla kısa ama dolgun bir vakit geçirdikten sonra kıyıköye geri döndük.Ordada deniz ve mangal keyfi yaptıktan sonra saatin fazla ilerlemesini beklemeden çıktık.
Gelirken trafik olmasın diye Avcılar'dan yanyola girip ikittelli yoluyla gelmeye çalıştık ancak bilmediğimiz bir şey vardı o gün İkitelli Atatürk olimpiyat stadında Galatasaray'ın hazırlık maçı vardı.1 saat boyunca trafiğin açılmasını bekledik.
Anlıyacağınız İstanbul kıskanmıştı o kısa süreli ayrılığımı ve geri dönüşümde bunun cezasını bana çektirmeye çalışıyordu.Neyse ki bu küçük cezayla kurtamış olduk kendimizi...
Bu kaçamak çok iyi olmuştu aslında senaryo için süper fikirlerle geri döndüm.
Bu akşam Bloghane'yle bi toplantımız var ve en kısa zamanda başlıyoruz...(A.E.O.)

28 Temmuz 2007 Cumartesi

BLOG BİRADERLER

Aslında bugünlerde önemli ve güzel bi işe el atıcaktık ancak; ortağım ve kardeşim aynı zamanda bloghane ve istanblog'un sahibi can dostum kısa süreli bi tatile çıktığından bu iş biraz aksadı..
İşe gelirsek bir senaryo yazmamız istendi.
Bir yapımcı ağabeyimizden geldi aslında bu istek.
Bloghane ilk başta sıcak bakmadı ama ben güzel bi konu bulunca hemen fikri değişti.
Hatta bu senaryo için sessiz bir mekanda daha iyi çalışırım düşüncesiyle tatile çıktığıda rivayet edilir.
Konu her film ve dizide en azından bir karede bile olsa işlenen AŞK üzerine...
İlerleyen günlerde bloghane de gelince daha detaylı bir görüşme yaparak bu işe başlıyacağız..(inşaallah)
Bide bu senaryoyu bölüm bölüm olarak bloghane veya minimalite'de yayınlacağız bunu da şimdiden söyliyim istedim...
İlginizi ve yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyeceğim...(A.E.O.)

26 Temmuz 2007 Perşembe

SENDE KOCADIN EY! DERTLİ ŞEHİR..

Dünyanın en güzel şehirlerinden biri… (benim için en güzeli)


Yedi tepeli eşsiz güzellikte, adına şiirler şarkılar yazılmış, uğruna memleketler terk edilmiş. Taşı toprağı altın denmiş onun için, dünyada içinden deniz geçen tek şehirmiş İstanbul, dört bir yanı cennet, her yeri ayrı bir güzel…


İstanbul’u bilenler, bilmeyenlere anlatıyor şimdilerde, kalabalık caddeleri, çileye dönen trafiğine rağmen, İstanbul’un lezzetini başka şehirde bulmak pekte mümkün değil…


Öyle bir tarihe tanıklık etmiş ki, kimler gelmiş geçmiş topraklarından. Lokasyon itibariyle şimdilerde bile dünyanın en önemli merkezlerinden olan İstanbul için kimler savaşmamış ki…

1453 yılında Fatih Sultan Mehmet HAN'ın fethi ile Osmanlı topraklarına katılan İstanbul, o dönemden kalan eserleri ile her yıl milyonlarca turist ağırlıyor. O şanlı tarihin kalıntılarına birer Evlad-ı Fatihan olarak sahip çıkabiliyormuyuz acaba buda kendi içimizde sorgulamamız gereken ayrı bi durum...



Acaba kaçımız o değerleri korumayı düşünüyoruz İstiklal'de Beyoğlu'nda gezer eğlenirken Galatasaray'a inerken Çamlıca'dan tepelemesine bakarken o her karış toprağı öpülesi İSTANBUL'a ...